Müslümanın amacı makam ve mevki elde etmek değil , Allah’ın dinini hakim kılmak için çalışmalı ve yaşamalıdır ! Kafirler hayatın sadece bu dünyada olduğunu zannederler ve bu hayatı en iyi , en refah ve en mutlu şekilde geçirmeye çalışırlar. Onlar için iki önemli unsur vardır:Makam ve mülk. Onlar bu ikisi için çalışır , bu ikisi uğrunda kavga eder ve bu ikisi için yaşarlar .Onların tek amacı ya makam , ya mülk ya da her ikisidir. Müslümanın ise tek bir gayesi vardır O da Allah’ın razı olacağı şekilde bir yaşam sürmektir.

Allah’ın hükümlerinin yürürlükten kaldırıp küfür ahkamının tamamıyla hakim olduğu bir toplumda Allah’ın razı olacağı emri ise şüphesiz O’nun bizler için çizmiş olduğu metod çerçevesinde O’nun nizamını hakim kılmak için var güçle çalışılmasıdır. Kafirler hiç bir zaman İslam nizamının hakim olmasından hoşlanmazlar . Çünkü bu nizam onlara uğrunda hayatlarını harcadıkları makam ve mülk gibi şeyler için değil, yalnız Allah rızası için çalışmalarını emredip gerçek kurtuluşun bunda olduğunu açıklamaktadır. Bu din kafirlerin çıkarlarıyla çatıştığı için onun hakim olmaması amacıyla ellerinden geleni yaparlar.Hatta onlar kendileri için en değerli şeyleri dahi bu dinin hakim olmaması için feda etmeye hazırdırlar. Nitekim Kureyş müşrikleri ,Rasulullah’a gelip mal , mülk , makam ve en güzel kızlarını ve o toplumun en saygın mevkilerini teklif etmişlerdir. Sırf ne için? Onların dinine laf atılmaması, ilahlarını aşağılamaması ve onların akıllılarını akılsızlıkla itham etmemesi için. Rasulullah’ın tavrı ise çok nettir .Şöyle diyordu Allah rasulu :

“ Ben size bunu mallarınız almak , şerefli olmak ya da makam elde etmek için getirmedim. Bunun için size gönderilmiş değilim .Ben size Allah’ın benim vasıtamla gönderdiği şeyi getirdim . Tebliğ ettiğim şeyleri alır kabul ederseniz bu sizin dünya ve ahirette nasibinizdir . Eğer reddederseniz Allah sizinle benim aramda hüküm verinceye kadar Allah’ın emrine sabrederim “ dedi.

Burada da görüldüğü gibi kafirler küfür devletleri içinde taviz vermeleri şartıyla Müslümanlar makam, mülk verebilirler.Hatta kafirler kendi kontrolleri İslam’i yayınların yayınlanmasına, videoların gösterilmesine, kaset , cd çıkarılmasına , konferanslar verilmesine , milli eğitim müfredatına uymak şartı ile özel okullar açılmasına izin verebilirler. Fakat bu kafir güçler yeryüzünün en ufakcık bir yerinde dahi olsa bir İslam devletinin kurulmasına izin vermezler . Her şeye rağmen Müslümanlar böyle bir girişimde bulunmuşlarsa orayı ortadan kaldırmak için bahane uydurarak azgın bir hayvan misali saldırırlar , hatta daha da beter. Çünkü yeryüzünde Kur’an’la yönetilen bir yer olursa bir tohum misali filizlenmeden bitirmek isterler ki gelişip te kafir başlarına bela olmasınlar.Bu en yakın zamanımızda Çeçenya ve Afganistan örneklerinde yaşanmış ve yaşanacaktır. Kafirlerin bu zihniyetlerini idrak edemeyen bir çok kişi ve cemaatler islam’ı getireceğim diye partiler kurup, kafirlerin kontrolleri altında miting ve konferanslar düzenlemektedirler. Bunlar İslam’i hareket metoduna temelden zıt hareketlerdir. Çünkü İslam’i hareket metodu hiçbir zaman kafirlerin kontrolu altına girmeyi kabul etmez. Zilletten izzet doğmaz !

Rasulullah (s.a.s.) bu cevabıyla müslümanın hedefini ve yolunu çizmiştir . Müslüman hiç bir zaman kendi hükümranlığını kurmak için çalışmaz . Onun gayesi yeryüzünde yalnız Allah’ın hakimiyetini kurmaktır . Yoksa kendi hakimiyetini kurmak değil . İşte Peygamberimiz önderimiz bize bunu kendisine yapılan şahsi hükümranlık, liderlik tekliflerini reddederek pratik olarak göstermiştir. Bu metod kıyamete kadar geçerlidir. Hiç bir güç ya da şahıs o eskiden di , bu devirde böyle olmaz , şöyle olur gibi saçmalayarak nefsinden din uyduramaz. Bu dinin hakim kılınması yolunda çalışan Müslüman bilmeli ki küfür devleti içinde akideden tavizler vererek bir takım mevkiler elde edip , bu mevkiler vasıtasıyla İslam’ı hakim kılmak bu dinin metodu değildir . Bu metod asla başarıya ulaşamaz .Şayet böyle olsaydı Rasulullah (s.a.v.) müşriklerin bu teklifini kabul eder ve bu mevkiden İslam’ı hakim kılmak için çalışırdı. Fakat bu din akideden taviz verilmesine asla yanaşmaz. Kafirlerin kendi inançlarından bazı taviz vermeleri onlar için pek önemli değildir . Fakat bir Müslüman için bu asla mümkün değildir .

Rasulullah (s.a.s.) makam ve mevki elde etmek için gelmedi . Bilakis O, gerçek makam ve mevkinin Allah (c.c.) katında olduğunu bildirmiş ve “ La ilahe illallah deyin bütün arab ve acem diyarı sizin olacak“ demiştir. İslam dini küfür düzenlerini güçlendirmek için değil , şirkin her çeşidini yeryüzünden kaldırmak için gelmiştir. “ Din tamamıyla Allah’ın olup yeryüzünde fitne (şirk) kalmayıncaya kadar savaşın “ ( Bakar 193 )

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
  • Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!



  • “Nebî (s.a.s.)’in ashabından bir grup gelip Nebî (s.a.s.)’e: “Bizim kalbimize, bazen sözünü etmeyi çok bü­yük (yani haddi aşmak) telakki edeceğimiz bazı fikirler gelmektedir.” diye sordular. Resûlullah (s.a.s.): “Bunu duyuyor musunuz?” diye sordu. Oradakiler de: “Evet.” dediler. Bunun üzerine Nebî (s.a.s.): “İşte bu apaçık iman­dır.” diye cevap verdi.


    Esselamun Aleykum. allame.blogcu.com sayfama hoş gediniz.Hayırlı ve iyi vakit geçirmeniz umuduyla.Esselamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu Ebeden ve Daimen Fiddunya Velahireh Guzel İslamın Guzel İnsanları Guzel Kardeslerim...